Kızık Köyü - Seben/BOLU

İz Bırakanlar ve Anılar

Hacı İmam (Hacımam)
Kızık Köyü'nde iz bırakanların önde gelenlerinden biri de Asıl adı Mehmet Emin olan Hacı İmam'dır. Bu gün HİTİT soyadını taşılanların dedelerinin dedesidir.

1839 yılında doğan ve 1929 yılında hayata veda ettiği söylenen Hacı İmam ömrü boyunca Kızık Köyü'nün hatıplığını yapmıştır. 8 kez hacca gittiği söylenen Hacı İmam’ın ömrünün büyük bir bölümünün hac yollarında geçtiği söylenmektedir.

Hacı imam Kızık Kızık Köyü'nde etkin bir kişi olarak anılmaktadır. Köyde aileler arasında çıkan anlaşmazlıklarda Hacı İmam'ın görüşlerine başvurulduğu, anlaşmazlıkların onun görüşleri doğrultusunda çözüldüğü anlatılmaktadır.

Güney Mahalle'nin imamlığın da yapan Hacı İmam, dini konularda  Kızıklılara önden olanların başında gelmektedir.

Hacı İmam'ın adı Mehmet Emin'dir.

Hacı İmam, Kızık köyünden Hacımatlar ailesinden Ayşe ve Zeynep, Topçular ailesinden Emine ile evlenmiştir.

Ayşe'den Hasan (Koca Hasan), Zeynep'ten Fehmiye, İsmail, Salime ve Mehmet (Hacı Mehmet),  Emine'den de Ahmet (Topuzel) ve Feride adlarında yedi çocuğu olmuştur.

İnatçı bir kişiliğe sahip olduğu söylenen Hacı İmam'la ilgili olarak halk arasında "Alaca karganın kanadı, yenilmiyor Hacımam'ın inadı." gibi sözler söylenmektedir.

Koca Göden
Kızık Köyü'nde iz bırakanların önde gelenlerinden biri beklide en önde gelini Koca Göden namı ile anılan Hüseyin GÜDEN'dir Kızık köyünde uzun yıllar muhtarlık yapan Koca Göden hakkında köyde ve çevre köylerde  anlatılanlar kuşaktan kuşağa aktarılmaktadır.

1940'lı yıllarda Anadolu’nun hiçbir köyünde elektrik yokken, Koca Göden evini hava pervanesine bağlı dinomanın ürnettiği evinin aydınlanmasında kullanmıştır. Yine aynı yollarda köylerimizin hiç birinde telefon yokken Koca Göden'in evini il merkezine bağlayan telefon bulunmaktadır.

Koca Göden Kurtuluş Savaşı yıllarında
Kızık Köyü'nde muhtarlık yapmaktadır. İsmet Paşa ve arkadaşları İstanbul'dan Ankara'ya giderlerken Koca Göden başta olmak üzere M. Emin DÖNMEZ, İlyas AKMAN, İlyas AY ve Efe Hasan tarafından Bolu'da karşılanır. Hacı Güllezler'in evinde misafir kalan İsmet Paşa ertesi günü Kozyaka Köyü'nde  Yüzbaşılar'ın evinde misafir edilir. İsmet Paşa'yı koruyan bu ekip Ayaş Beli'ne kadar kendisine refakat eder ve görevi Ankara'dan gelen Seymenlere devrederler.

İnönü ve Kurtuluş Savaşı sırasında Koca Göden köylerden topladığı giysi ve savaş malzemelerini katırlarla savaş alarına göndermeye başlar. bunu haber alan Padişah taraftarları
Kızık Köyü'nü basar. Koca Göden evinin altına saklanmıştır. Göden'in evini ateşe vermek isteyen padişahın adamlarının bu hareketine karşı koyan köy halkı Koca Göden'i evi ile birlikte  yanmaktan kurtarır.

İsmet Paşa cumhurbaşkanı olduktan sonra Koca Göden'le birlikte birkaç kişi cumhurbaşkanını ziyarete giderler. İsmet Paşa kendilerine büyük yakınlık gösterir ve aradan yıllar geçtiği halde içimleri ile hitap eder. Hatta  kendilerinin Ankara'ya yerleşmelerini ister. Koca Göden ve arkadaşları köylerine çok bağlı olduklarından Ankara’ya yerleşmek istemezler ve köylerine dönerler.

Koca Göden'le ilgili olarak daha pek çok olay anlatılmaktadır. Anlatılan olayların pek çoğu devlet görevleri ile ilgilidir.

O yıllarda köylüler yollarını imece ile yapmaktadırlar. Ancak bazıları imice olarak çalışmaktan kaytarmaktadır. Koca Göden bu durumu zamanın jandarma komutanına açar ve der ki; "Komutan siz köye gelin beni köy halkının içinde kırbaçlayın." Jandarma komutanı köye gelir yolların bozuk olduğunu söyleyerek Koca Göden'i halkın önünde kırbaçlamaya başlar. Bunu gören köy halkı imece çalışmalarında Koca Göden'in söylediklerine harfiyen uyarlar.

Kızıklılar mayıs ayının ortalarından haziran ayının sonlarına kadar yaylada ikamet ederler. Yayla zamanı Koca Göden Bolu'da görevli olan devlet görevlilerini başka vali ve belediye başkanını yaylaya davet eder. Yayla evinin "hayat" denilen önü açık sofabsına sofralar kurulmuş misafirlere yemek verilmektedir. Bu arada kadınlar eski kıyafetler içinde ağılda inek sağmaktadır. Belediye Başkarı Reşat AKER kadınları göstererek "La Göden, bu kadınların yanında nasıl yatıyorsunuz?" diye Koca  Göden'e takılmak ister. Ağır bir şakanın altında kalmak istemeyen Koca Göden Reşat Bey'e dönerek, "Siz hiç merak etmeyin Reşat Bey, biz onun kolayını bulduk. Karılarımızın yanında yatarken şehirdekileri gözümüzün önüne getiriyoruz." diye cevap verir. Reşat Bey hiç beklemediği bu cevap karşısında fena yakalanmıştır. Davetlilerin önünde ne söyleyeceğini şaşırır ve kahkahayı basar.

Orman Kanununun yürürlüğe girdiği yıllarda
Kızık Köyü'nde binlerce keçi bulunmaktadır. Köy halkı bu keçiler yüzünden orman memurlarının baskısı altında ezilmektedir. Bu sırada Bolu valisi Kızık Köyü'ne gelir. Valinin köye geldiğini haber alan Koca Göden koşarak ter içinde valinin yanına koşar. Perişan bir görünümde olan Koca Göden'e vali bu halinin ne olduğunu sorunca Koca Göden, "Ormancılar geldi sanmıştım!" diye cevap vererek, ormancılardan şikayetçi olduğunu anlatmak ister.

Koca Göden'in uzun yıllar
Kızık Köyü'nün muhtarlığını yaptığı cumhuriyetin kurulduğu yıllarda Kızık Köyü'nün muhtarı olduğu bilinmektedir. Ancak Koca Göden'in muhtarlığa ne zaman başladığı bilinmemektedir.

Yüz yılı aşan bir ömür sürerek hayata veda eden Koca Göden'in geride bıraktığı izler Kızıklılar tarafından  kuşaktan kuşağa unutulmadan anlatılacaktır.

Koca Muallim
Kızık Köy'ünde 1937-1957 yılları arasında 20 yıldan fazla öğretmenlik yaparak, köy ilkokulunda kapanıncaya kadar  en fazla öğretmenlik yapan ve Koca Muallim namı ile anılan Mustafa ÖZER, Kızıklı olmayan ve ancak Kızık Köyü'nde unutulmayacak izler bırakan insanlardan biridir.

Koca Muallim görev yaptığı süre içinde birçok Kızıklı çocuğun yetişmesi ve ileri öğrenim kurumlarında eğitim görmeleri için unutulmaz hizmetler vermiştir.

Koca Muallim 20 yıl görev yaptığı
Kızık Köyü İlkokulu'ndaki görevinden 1957 yılında ayrılmış ve başka bir okulda görev almıştır. Ancak yıllarca görev yaptığı Kızık Köyü'nü unutamadığından 1958 yılında kendi isteği ile tekrar Kızık İlkokulu'nda göreve başlamış ve bir yıl sonda da emekliye ayrılmıştır.

Koca Muallim tatlı sert ve hoşgörüye dayanan bir anlayışla öğretmenlik görevini sürdürmüştür. Onun bu özelliği yetiştirdiği bir çok kişiye örnek olmuştur.

Koca Hasan
Hacı İmam'ın en büyük oğlu olan Koca Hasan Kızık Köyü'nde ticaret hayatına atılan ilk insanlardan biridir. Koca Hasan
Kızık Köyü ve çevre köylerden topladığı elma armut gibi meyveleri büyük şehirlere götürüp satarak ticaret yapmıştır.

Koca Hasan İstanbul’da meyvelerini sattıktan sonra arkadaşları ile Bolu’ya dönmek için yola çıkar. O yıllarda Türkiye tarihinde görülmemiş kış mevsimi yaşamaktadır. 1326 Kışı (1908 Miladi) olarak tarihe geçen bu kış mevsiminde kar kalınlığı yer yer 3-4 metreye ulaşmıştır. İstanbul'dan dönmekte olan Koca Hasan ve arkadaşları 1326  kışına Hendek’te yakalanırlar. Bir aydan fazla Hendek’te konaklayan Koca Hasan burada hayatını kaybeder.

Koca Hasan ; Ayşeman, Meryem ve Zeynep adında üç kadınla evlenmiştir.

Ayşeman’dan M. Emin ve Mustafa,

Meryem’den Azime ve Yunus,

Zeynep’ten Abdullah ve Hatice adlarında olmak üzere 4 oğlu ve iki kızı olmuştur.

M. Emin’in Emine ve Durkadun adında iki kızı olmuştur. Emine, Tokuşların Süleyman’la, Durkadun ise Midillerin Koca Durmuş ile evlenmiştir.

Mustafa, Hatıpların Fatma ile evlenmiştir. Hasan adında bir oğlu olmuştur. Mustafa 1. Dünya Savaşı sırasında Doğu Cephesinde hastalanmış ve Diyarbakır’da vefat etmiştir.

Mustafa’nın oğlu Hasan, Şüklerin kızı Fatma ile evlenmiş, Mehmet, Mustafa, Meryem, Yunus ve Esma adlarında 5 çocuğu olmuştur. Mehmet ve Yunus küçük yaşlarında ölmüştür.

Azime, Ahmatlar ailesinden Durmuş’la evlenmiş ve genç yaşında ölmüştür.

Yunus ve Abdullah genç yaşlarında yaşamlarını yitirmişlerdir.

Koca Hasan’ın kızlarından Hatice Hasancalar ailesinden İlyas’la evlenmiştir. Mehmet ve Eyup adlarında iki çocuğu vardır. Mehmet, Mosingil ailesinden Koca Ahmet’in kızı Hayriye ile evlenmiş;, Hüseyin, Hatice ve Ayşe adlarında üç çocuğu olmuştur. Hatice; aşağıda belirtildiği gibi Koca Hasanın Torununun oğlu Mustafa ile evlenmiştir.

Koca Hasan’ın torunu Hasan HİTİT’in oğlu Mustafa; Hasancalar ailesinden Hatice AKMAN’la evlenmiştir. Hatice AKMAN Koca Hasan’ın Kızı Hatice’nin torunudur.

Mustafa ve Hatice’nin Aynur, F. Ayhan, Aydın R. ve Aytekin adlarında 4 çocuğu olmuştur.

Mustafa

Hacı İmam'ın torunu ve Koca Hasan'ın oğlu olan Mustafa 1. Dünya Savaşına katılan  Kızıklılardan biridir. Mustafa savaşta Doğu Cephesinde Rus  Savaşı'na katılmıştır. Osmanlı orduları yokluklara rağmen Ruslara  geçit vermemişler ve yurdumuzu savunmuşlardır.  Bu cephelerde soğuk, açlık hastalık savaşan askerlerin en büyük problemidir.

Savaş sırasında Hacı İmamım torunu olan  Mustafa, soğuktan hastalanır ve hayatını kaybeder. Savaşa katılan Mustafa henüz 24 yaşında hayatını kaybetmiştir.

Genç yaşta hayatını kaybeden  Mustafa; savaşın değil, Osmanlıların yaptığı hatanın kurbanı olmuştur.

Mustafa, bu siteyi hazırlayan kişinin dedesinin dedesidir.


Ahmet Ağa ve Oğlu Mustafa
Ahmet Ağa ve Kör Hoca namı ile anılan Mustafa AY, Kızık Köyü'nden Yonuzlar ailesindendir. Ahmet Ağa ve oğlu Mustafa AY, 1. Dünya Savaşına katılmışlar ve ayrı ayrı cephelerde savaşmışlardır.

Savaş bittikten sonra Ahmet Ağa ve  Mustafa AY, Selimiye Kışlası'na gelirler. Baba oğul askerlerin Selimiye Kışlasında bulunduklarından birbirinin haberi yoktur. Mustafa AY, Selimiye Kışlası'nın bir köşesinde çekilerek sigara sarmaya başlar. Yanına gelen Ahmet Ağa "Hemşerim bir sigara da ben sarayım." der. Mustafa AY tütün kesesini uzatır, iki asker konuşmaya başlarlar. Ahmet Ağa  "Sen nerelisin hemşerim?" diye sorar. Mustafa AY ise Bolu Çarşamba’nın (o tarihte Seben ilçesinin adı Çarşamba idi) Kızık Köyü'ndenim." diye cevap verir, başını kaldırdığında babası Ahmet Ağa'yı tanır. Baba oğul hasretle birbirine sarılırlar. Uzun yıllar birbirini görmemiş olan Ahmet Ağa ile oğlu Mustafa, Selimiye Kışlası'nda birbirine kavuşmuş olurlar.

Koca Hoca
Kızık Köyü'nde iz bırakanların önde gelenlerinden biri de Mosingil ailesinden Koca Hoca namı ile anılan Hüseyin BİLGİN'dir. Koca Hoca uzun yıllar Güney Mahallenin imam ve hatipliğini yapmıştır. Dini bayramlarda ve cuma namazlarında okuduğu hutbeler ve verdiği varlarla Kızıklıları bilgilendirmeye çalışmıştır.

Birçok Kızıklı çocuk ilk dini bilgilerini Koca Hoca’dan almıştır. Koca Hoca dini bilgiler yanında dünya yaşamı ile ilgili bilgileri çevresindeki insanlara aktararak Kızıklıların yetişmesine yardımcı olan öğretici kişiliğe sahip insanlardan biridir.

Koca Hoca, insana değer veren hoşgörülü bir kişi olarak tanınmaktadır. Bu özelliğinden dolayı çevresinde takdir toplayan, sevilen saygı gören insanlardan biridir. Kızıklı insanların ve özellikle Güney Mahalleli insanların üzerinde  Koca Hoca'nın büyük etkinliği vardır.

Koca Hoca ile ilgili olarak Mustafa HİTİT'ten bir ifade: "Onun 'En büyük günah Allah'a eşit koşmaktır.' dediğini bugün çok iyi hatırlıyorum."

Koca Hoca yaptığı yol gösterici ve kimseyi korkutmayan dini vaazlarıyla Kızık Köyü'nde unutulmayanların arasına katılmıştır.

Koca Hoca'nın mensubu bulunduğu Mosingil ailesine göz atıldığında aşağıda belirtilen sonuçlara varılmaktadır:

Hüseyin (Koca Hoca), Ahmet, Arif ve Mustafa adlı 4 kardeş bu gün hatırlanan Mosingil ailesinin büyüklerindendir. Bu kardeşlerin atalarının kimler olduğunu hatırlayan bulunmamaktadır. Ancak "Mosingil" sözcüğünden anlaşıldığına göre Bu kardeşlerinin babalarının "Molla Hüseyin" adında biri olduğu sanılmaktadır.


Onur G. HİTİT'in notu: "Molla Hüseyin" de olabilir, "Muhsin" de olabilir.

Koca Hoca:


Mektepli
Kızık Köyü'nde Midiler ailesinden Hacı Sofu'nun oğlu olan Mektepli, Hacı İmam’ın kızından torunudur. Mekteplinin asıl adı Hüseyin'dir.

Kızık Köyü'nden ortaokulda ilk okuyan insanlardan biri olduğu için "Mektepli" namı ile anılmaktadır. Kızık Köyü'nde  ilk yüksek tahsil yapan ve tıp doktoru olan Hasan Fehmi YAMAN’ın babasıdır.

Mektepli, yaşamında çiftçiliğini yanında kereste ticareti ve nakliyatçılık işi ile ilk ticaret hayatına atılan Kızıklılardan biridir.

Evinin dışında yanındakilere cömert davranmayan Mektepli, evine konuk olanlara karşı çok cömert davranın ve konuk ağırlamaktan haz duyan insanlardan biridir.

Kuz Mahalle Caimisinin  ve köy okulunun yapımında Mektepli'nin büyük katkıları olmuştur. Okulun arazisini Milli Eğitim'e bağışlamıştır..

Mektepli ile ilgili olarak ilginç anılar anlatılmaktadır:

Kurtuluş Savaşı sırasında Mektepli ile Kızıklı Hecem Hoca aynı birlikte savaşa katılmışlardır. Savaş sırasında Hecem Hoca yaralanır. Sedye ile geriye götürülürken Mektepli yanına gelir ve "La Hecem sen ölürsen Ayşe'ye ben bakarım" der.

Savaş sonrasında Mektepli ve Hecem Hoca köye dönerler. Hecem Hoca Mektepli'nin bu sözünü unutmamıştır. Mektepli ise bu sözü şaka ile söylediğini sürekli ifade etmiştir.

Soyadı YAMAN olanlar, Mektepliler ve Hacı Hasanların geçmiş büyüklerinden bir zattır.

O zamanlar Çarşamba’nın (Seben) Kesenözü Köyü nahiye durumundaydı. Bu zat bu nahiyenin müdürüydü. Kızık dilinde müdüre "midir" denir.

Bu yüzden Mektepli ailesine "Midirler" denmeye başlanmış, "Midirler" zamanla "Midiller"e dönmüştür. Adı geçen ailenin adı buradan gelmiştir. Midir esmer bir şahıs olduğundan adına  Kara Midir denmiştir. Kara Midir Kızık’a geldiği zaman cuma namazını Kızık'ın merkezi olan Güney Mahalle'de kılardı. Atını Güney Mahalle Camisi'nin güney tarafında bulunan bir taşa bağlardı. Bu taşın üst tarafında yuların geçeceği genişlikte bir delik bulunmaktaydı.

Bu deliğe atını yularından bağlar namazını kılıp giderdi. Bu taş hala durmakta ve bu deliğin olup olmadığı bilinmemektedir.


Keş
Adı Mustafa ÇAKIR'dır. Süleyman ÇAKIR’ın kardeşi, Kızık Köyü’nden kalkıp Bolu’nun Mesciler Köyü'ne yerleşmiştir. Köyden ilk göç edenlerdendir. Kısa boylu, hoşsohbet bir kişiydi. Unutkanlığı ile anılır. Unutkanlığı Kızık köyünde dildin dile dolaştığı ve her unutma olayında hatırlanıp anıldığı gibi, aynı şekilde gittiği Mesciler Köyü'nde de unutkanlığı ile anılmıştır.

Küçükken değirmende çıraklık yapar. Öğle vakti gelir. Ustası "Mustafa bir makarna yap da yiyelim" der. Mustafa makarnayı yapar. Tuz torbası ile keş torbası yan yanadır. Kızık usulü yapılan makarnada tencereden kevgirle makarna alınır. Çanağa dökülür. Üzerine keş sepelenir. Tekrar bir sıra makarna dökülüp, sonra keş sepelenmeye devam edilir. Bu işlem sırayla devam edip gider. Mustafa bir sıra makarna döker. Hiç bakmadan elini tuz torbasına uzatıp bir avuç tuz alır. Keş sepelediğini farzederek makarnaya döker. Tekrar makarna sonra tuz, makarna bitene kadar devam eder. Yemek hazırdır. Ustasını çağırır. Usta değirmendeki misafirleri çağırır. Hep birlikte sofraya otururlar. Bir kaşık makarna alan bir daha almaz. Kendisi de bir kaşık makarna alır. Tuzdan yiyemez. Keş yerine tuz döktüğünün farkına varır. Ustası "Ne yaptın Mustafa! Bu nasıl makarna?" diye bağırır. Mustafa "Ustam keş yerine tuz katmışım." der. Ustası "Bundan sonra senin adın 'Keş' olsun!" der. Mustafa adı unutulmuştur artık. Herkes "Keş" der.
 
Keş ve Kayıp Balta

Keş bir gün dağa odun yapmaya gider. Baltayı kaybeder. Günün büyük bölümünü balta aramakla geçirir. Artık baltanın saklandığını veya çalındığını düşünmeye başlar. Dağda yakınında çalışanların yanlarına gitmeye karar verir.

Yakınında çalışan arkadaşının yanına varır. "Arkadaş benim baltam kayboldu. Gördüysen ya da sakladıysan bana söyle. Sabahtan beri hiçbir iş yapamadım." der. Arkadaşı keşe bakar. Alaylı alaylı gülerek, "Ya Mustafa, madem baltan kayboldu, peki kolundaki ne?" diye sorar. Keş bakarki balta kolunda takılı vaziyette farkında değil kayıp diye baltayı boşuna aradığının farkına varır. "Vay benim keş kafam vay!" diye söylenir. Utanarak oradan uzaklaşır.
 
Yanan Ceket ve Keş
Keş birgün tarlasının çalılarını ayıklamaya gider. Bütün çalıları tarlanın ortasına  toplar. Terlemiştir. Ceketini çıkartır çalıların üzerine koyar. Biraz dinlendikten sonra çalıları yakar. Yanan çalıların karşısına geçer. Dinlenir, yorgunluğunu çıkarır. Ateşin tesiri geçince üşümeye başlar. Ceketini giymeye karar verir. Bakar ki ortada ceket yok. Aramaya başlar, tarlanın her tarafını didik didik arar ve ceketini bulamaz. Acaba ceketsiz mi geldim diye düşünmeye başlar. Eve gider, hanımına sorar. "Ben tarlaya giderken sırtımda ceketim var mıydı?" diye sorar. "Herif, sen ceketini giyip de gittin, git oraları biraz daha ara!" der hanımı. Keş tekrar yine arar, nafile. Yaktığı ateşin küllerinin başına oturur, can sıkıntısı ile elindeki sopa ile külleri karıştırırken ceketin yanmayın yen parçaları ortaya çıkar.

Ceketi yaktığının farkına varmıştır. Unutkanlık yüzünden ceketini de kaybetmiştir.

Ekili Tarla ve Keş

Keş ilkbaharda tarlaya fiğ ekmeye gider. Bakar ki tarlaya buğday ekilmiş. Başlar kızmaya. Kendi kendine "Benim tarlamı ekmişler, benden izinsiz kim ekti acaba bu tarlayı!" diye söylenmeye başlar. Tekrar eve gelir. Durumu hanımına anlatır.

"Tarlaya gittim. Benden izinsiz ekmişler." der. Hanımı olayın farkına varır. "Herif bu tarlayı sen güz sonu ektin. Ben de sana yardım ettim." der. Kocasına beraber ektiklerini hatırlatır. Keş bu tarlayı tekrar ekmek için boşuna gittiğinin farkına varır.
     
Keş ve Odun Boşaltma
Keş’in unutkanlıkları gittiği Mesçiler Köyü'nde de devam eder. Dağdan bir öküz arabası odun getirmiştir. Odunları evinin önüne getirip boşaltmaya başlar. Büyük bir emekle arabanın tamamını boşaltır. Eve doğru yürür. Komşu büyük bir memnuniyetle kapıya çıkar. Keşi içeriye davet eder. "Allah razı olsun senden! Çok makbule geçti, hiç odunum yoktu!" deyince, Keş yaptığı yanlışın farkına varır. Odunları tekrar arabasına yükleyip evine götürür.

Bunlar Keş'in başında geçen belli başlı olaylardır. Keş'in daha yüzlerce unutkanlık olayının olduğu bilinir ve anlatılır.